İrfan Sapmaz Hocalı katliamını ilk kez dünyaya nasıl duyurduğunu anlatıyor

Gazeteci İrfan Sapmaz 26 şubat 1992 yılında Azerbaycan'ın Hocalı kasabasında Ermenilerin Ruslar ile birlikte gerçekleştirdiği katliamı ilk kez dünyaya duyuran gazeteci olarak görüntülerin tamamımı tarihe tanıklık etmek adına yayınlıyor. Sapmaz görüntülerde hocalı faciasını Agası Hun ile beraber çekerken aynı zaman da da olayı sıcağı sıcağına anlatıyor.Katliam Hürriyet ve TRT muhabiri olan sapmaz tarafından önce Hürriyet gazetesinde, sonra da TRT aracılığı ile tüm dünya'da yayınlandı.   Bugün tüm dünya'da 26 Şubat tarihinde çekilen tüm fotoğraflar ve görüntüler o dönem Hürriyet gazetesi ve TRT olarak görev yapan Savaş Muhabiri İrfan Sapmaz'a aittir. İrfan Sapmaz'ın çektiği fotoğraflar ve görüntüler ile katliamın tüm boyutları gözler önüne serilmiştir. Görüntülerin bir kopyası katliamının işlenmesinden hemen sonra Azerbaycan devlet televizyonuna da verildi ancak, o dönem Moskova yanlısı olan Ayaz Muttallibov'un emri ile görüntüler Azerbaycan devlet televizyonunda yayınlanmadı.


Taha Akyol Hürriyet gazetesinde bakınız İrfan Sapmaz'ın Hocalı faciasını tüm dünya'ya nasıl duyurduğuna köşesinde yer veriyor...

Hocalı katliamı

YARIN Hocalı katliamının yirminci yıldönümü. 26 Şubat 1992’de, Sovyetler’den kalma 336. mekanize alayının desteğindeki Ermenistan kuvvetleri Azerbaycan’ın Hocalı şehrine girerek katliam yapmışlardı.
Katliamı yapan Ermenistan kuvvetlerinin komutanlarından biri, bugünkü Cumhurbaşkanı Sarkisyan’dır.
Hocalı, Yukarı Karabağ’da, hâkim bir tepenin üzerinde bir Azeri şehriydi. Stratejik konuma sahip Hocalı’ya girmek için Sovyet alayı desteğindeki Ermenistan kuvvetleri, Azerbaycan’ın “öz torpağı” olan Kelbecer ve Laçin vilayetlerini işgal ederek Karabağ’a girmişti. Burada Hocalı’yı ele geçiren Ermenistan birlikleri saldırıya devam ederek yine Azerbaycan’ın “öz torpağı” olan Kubatlı, Zengilan, Cebrail, Füzuli ve Ağdam vilayetlerini de işgal etmiştir.
Hocalı’da kadın ve çocuklar dahil 613 Azerbaycan Türk’ü katledilmiş, etnik temizlik sonucunda Hocalı ‘ölü şehir’ haline gelmiştir. İşgal edilen Azerbaycan topraklarından 1 milyon Azeri “kaçgun” olmuş, Azerbaycan’ın iç bölgelerine sığınmıştır.
21. yüzyıldayız, işgal hâlâ devam ediyor, “kaçgunlar”ın bebekleri yirmili yaşlara girmiş bulunuyor!
Batı’nın gözü kör mü?
Hürriyet arşivinde o günün gazetelerine baktım. Katliamı dünyaya duyuran İrfan Sapmaz, Azerbaycan birliklerinin kahramanca direnişine rağmen Sovyet mekanize birliğinin desteğiyle saldıran Ermenistan kuvvetlerinin Hocalı katliamını haber veriyor. Bir resimaltında da “Batı’nın gözü kör mü?” diye yazıyor.
Hocalı katliamı
Evet bütün mesele bu soruda düğümleniyor.

Zamanımızda, askeri kuvvetle ve katliamla işgal edilip de bunun yirmi yıl devam ettirilebildiği tek örnek budur.
Müslüman ya da Doğulu bir ülke, Hıristiyan ya da Batılı bir ülkeyi işgal etseydi, hele de Kafkasya’da Azerbaycan bir santim Ermeni toprağını işgal etseydi, ne olurdu, bir düşünün!
Bir yüzünde demokrasi ve insan hakları bulunan Batı’nın öteki yüzündeki şoven ve haçlı fanatizminin 21. yüzyıldaki utanç verici bir belgesidir bu facia...
Hem Hocalı, hem Sarkozy
Karabağ meselesinin çözümüyle ilgili MİNSK Grubu denilen üç devletten ikisi Rusya ve Ameri-ka’dır, bunu anlamak mümkün, bölgeyle ilişkileri ve dünya siyasetindeki ağırlıkları sebebiyle... Fakat üçüncü devlet neden Fransa’dır?! İşte bunu anlamak ve içimize sindirmek mümkün değildir.
Fransa, sadece parlamentosuyla değil, yürütme organı olarak hükümetiyle ve cumhurbaşkanıyla bu konuda bırakın tarafsızlığı, düşmanca vaziyet almıştır. Türkiye ile Azerbaycan ve dost devletler Fransa’nın MİNSK grubundaki varlığını reddetmelidir!

Türkiye’ye karşı yürütülen “soykırım” kampanyasıyla Azerbaycan topraklarındaki işgal, aynı stratejinin unsurları olduğu gibi meselenin çözümü de aynı şekilde birbirine bağlıdır: İşgalin sona ermesi ve adil bir barış için imzaların atılmasına paralel olarak Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın Ermenistan’la dostane ilişkiler kurması, kapıların açılması...
Yarın saat 14.00’te İstanbul Taksim Meydanı’nda yapılacak mitingde “bir millet iki devlet” hem Hocalı katliamını hem Sarkozy‘yi protesto edecek...

SAPMAZ STAR GAZETESİNDEKİ KÖŞESİNDE HOCALI FACİASINI ŞÖYLE DİLE GETİRMİŞTİ 

Hocalı faciası sırasında o sırada katliamın yaşandığı bölgede olan gazeteci İrfan Sapmaz Hürriyet gazetesi ve TRT aracılığı ile olayı dünya’ya duyuran ilk isim oldu. O anda ondan başka hiç kimse gazeteci olarak orada yoktu.
İrfan Sapmaz yıllar sonra olayı Star gazetesinde köşe yazarı olarak köşesinde şöyle anlatacaktı:

Aslında Azerbaycan üzerindeki oyunlar çok eskilere dayanır. Ancak ben yakın tarihi ele alacağım. Stalin 1937 yılında bugünkü Ermenistan topraklarını Nahçıvan ile Azerbaycan arasına yerleştirirken tek bir amaç vardı. ‘Kafkaslar’ın ve dolayısı ile Türk dünyasının bağlarını Türkiye ile koparmak.”
1    980’li yıllarda Gorbaçov’un başlattığı ‘Glasnost” ve ”Prestroika” hareketi, en önemli oyununu Kafkaslar’da oynamaya başladı. Dağlık Karabağ’da Ermeniler ‘Tarihi Büyük Ermenistan” planlarını sahneye koymaya başladı.
Tarihler 1988’i göstermeye başladığında Dağlık Karabağ’da bir çam ağacını kesen Ermeniler ile Azeri Türkleri arasında çatışmalar başladı.
1990 Ocak ayında Kızıl Ordu tankları Bakü’ye ‘Bağımsızlık” ateşini söndürmek için girip ortalığı kan gölüne çevirdiğinde bir gazeteci olarak bölgede bulunuyordum.
Ancak Azerbaycan artık geri dönmeyi düşünmüyordu. Ve Azerbaycan’ın her yerinde ayaklanmalar başlamış, Azadlık meydanında milyonlarca insan Kızıl Ordu tanklarına karşı mücadele veriyordu. Sokaklar kan gölüne dönmüş, yüzlerce şehit verilmişti.
1991 yılında şu anda işgal altında olan Laçın üzerinden Şuşa’ya gidip Dağlık Karabağ’ın o muhteşem kasabasını gördüğümde neden Dağlık Karabağ’ın Türkler için bu kadar önemli olduğunu anlamıştım.
26 Şubat 1992 tarihinde, yani bundan tam 11 yıl önce bugün, Akdam’da Halk Cephesinin karargahında Bakü’ye dönmeyi bekliyorum. Bir anda ortalık karıştı, telsizlerle ‘Hocalı’da halkımızı kırmaya başladılar. Minlerle insan öldürülüp. Tecili (acele) yardım gerekir” anonsları kanımızı dondurdu.
Aniden Halk Cephesinde bulunan bir grup asker ile Hocalı’ya doğru araçlarla gitmeye başladık. Ancak Hocalı’ya girmemiz mümkün değildi. Çünkü Ruslar’ın Karabağ’da bulunan askeri birlikleri tarafından kuşatmaya alınmış ve 26 Şubat gecesi köy tamamı ile yok edilmeye başlanmıştı.
Hocalı’ya birkaç kilometre uzaklıktaki Askeran tepelerine gelip Hocalı’dan kaçmaya çalışanları kurtarma operasyonu başlamıştı. Azeri Türkleri’nin ellerinde sadece av tüfekleri, kazmalar, kürekler bulunuyordu. Bir çaresizlik sergileniyordu.
Çatışmanın en sıcak noktasına kadar ilerlemeyi başarmıştık. Hocalı’dan kadınlar, çocuklar kışın o soğuğunda hayatta kalmak için var güçleri ile Akdam istikametine doğru kaçıyorlardı. Bakü’den ise gelen en ufak bir yardım yoktu. Çünkü Ayaz Muttalibov yönetimi Ruslar’ın Ermeniler ile birleşip böyle bir katliam yapacağına inanmıyordu .
Gün boyu sıcak çatışmanın tam ortasında bir taraftan fotoğraf çekiyor, diğertaraftan da elimdeki video kamerayla görüntü almaya çalışıyordum.
Afganistan gibi bir cehennemdeki savaşı izleyen savaş muhabiri olarak gördüklerim beni öylesine sarsmıştı ki, zaman zaman gözlerimden yaşlar aktığını hissediyordum. Bu gözyaşları insanlık adına akan gözyaşlarıydı.
Çünkü vahşicesine kulakları kesilmiş, gözleri çıkartılmış, hamile kadınların karınlarındaki bebeler kesilerek öldürülmüş, Azeri Türklerine sadece ‘Türk” oldukları için yaşama şansı verilmemişti.
Gün boyu ne kadar yaralı ve şehit fotoğrafı çektiğimi hatırlamıyordum. Sonradan öğrendiğimizde 1200’e yakın Azeri Türkü öldürülmüş ve binlerce yaralı vardı.
İstanbul’a dönüp fotoğrafları ve video görüntülerini bütün dünyaya dağıttığımızda Batı ve Amerika medyasından aldığımız tepki ‘Takdire şayandı”. 
İrfan SAPMAZ
Star Gazetesi, 26 Şubat 2003
http://www.stargazete.com.tr/index.asp?yazarid=59

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.