Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Müezzinoğlu:

- "TBMM'yi bombardımana tutan bir anlayışı bir saat sonra okuyamayan, bir saat sonra tepkisini koyamayan ama günlük hadiselere baktığımızda dünkü bir olaya 'bir kırmızı çizgi daha geçildi' diye tavır koyan bir yanlışlığı, bir duruşu o gün niye koymadığını sorgulamak gibi bir durumumuz da bir duruşumuz da olması gerektiği kanaatindeyim" - "(Tekstil atölyelerinde Suriyeli çocukların çalıştırıldığı iddiası) 3 milyon Suriyeliye bağrını ve vicdanını açmış bir ülkenin hükümetinin ve milletinin saygın duruşuna leke getirmeye hiçbir medya mensubunun hakkı yoktur"

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Müezzinoğlu:

ANKARA (AA) - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, "TBMM'yi bombardımana tutan bir anlayışı bir saat sonra okuyamayan, bir saat sonra tepkisini koyamayan ama günlük hadiselere baktığımızda dünkü bir olaya 'bir kırmızı çizgi daha geçildi' diye tavır koyan bir yanlışlığı, bir duruşu o gün niye koymadığını sorgulamak gibi bir durumumuz da bir duruşumuz da olması gerektiği kanaatindeyim." dedi.

Müezzinoğlu, Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yönetilen, Hak-İş ile Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (MÜSİAD) faydalanıcısı olduğu "İşçi ve İşverenlerin Uyum Yeteneklerinin Sosyal Diyalog Yaklaşımıyla Artırılması Teknik Destek Projesi"nin bir otelde düzenlenen açılış programına katıldı.

Dünyayı aynı şekilde algılayan ve aynı medeniyet değerlerine sahip olan Hak-İş ile MÜSİAD'ın şimdiye kadar ortak proje yürütmemesinin bir eksiklik olduğunu ifade ederek, bugün tanıtımı yapılan projenin bu anlamda önemine değindi.

Sosyal diyalog başlıklı bir projenin Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Müezzinoğlu, şunları söyledi:

"Avrupa Birliğine baktığımızda 'insan hakları', 'hukuk', 'demokrasi' diyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim anlayışı ise 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın', 'İnsanı yücelt ki devlet yücelsin', 'Daha çok hukuk ve daha çok demokrasi'. Fakat bu mücadeleyi veren bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, hükümeti ve milleti topyekun 15 Temmuz akşamı hain bir darbe girişimine muhatap oluyor. Bu darbe girişimini yapanlar Türkiye'nin ve 80 milyonun kaderiyle oynamak istiyor. Bu anlamda birinci önceliği demokrasi, hukuk, insan hakları olan Avrupa Birliği sosyal diyalogdan uzak bir şekilde kınamayı ne yazık ki bir ay kadar sonra yapabiliyor. Esasında sayın temsilciye (François Begeot) bu yönde bir projeyi de beraber çalışsak diye bir öneride bulunmak istiyorum. Çünkü o akşam yaşanan hukuka, demokrasiye, insan haklarına karşı bir darbe girişiminin hiç tereddütsüz bütün örnekleri vardı… Köprünün üzerine çıkıp 'Buna sizin hakkınız yok' diyenlere silahını doğrultan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombardımana tutan bir anlayışı bir saat sonra okuyamayan, bir saat sonra tepkisini koyamayan ama günlük hadiselere baktığımızda dünkü bir olaya 'bir kırmızı çizgi daha geçildi' diye tavır koyan bir yanlışlığı, bir duruşu o gün niye koymadığını sorgulamak gibi bir durumumuz da bir duruşumuz da olması gerektiği kanaatindeyim."

- "155 bin Suriyeli anne ile bebeğini incelesinler"

BBC'nin Türkiye'de bir tekstil atölyesinde Suriyeli çocuk işçilerin çalıştırıldığı yönündeki haberlerine de tepki gösteren Bakan Müezzinoğlu, bu haberin art niyetli olarak yapıldığını kaydetti.

Müezzinoğlu, söz konusu haberin Türkiye'yi dünya kamuoyunda kötülemek istediğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Bu haberi yapanlar, 'Türkiye'de çocuk işçiler' diye bir konu başlığını gündeme alsa ve bunu samimiyetle çalışsa bu kadar itirazım olmaz. Ama 3 milyon Suriyeliye bağrını ve vicdanını açmış bir ülkenin hükümetinin ve milletinin saygın duruşuna leke getirmeye hiçbir medya mensubunun hakkı yoktur. Buradan Suriyeli misafirlerimize şu kadar para harcadık, şunları yaptık, buna karşın Avrupa şunu yapmadı, bunu yapmadı demeyeceğim. Tek bir örnek vereceğim. BBC'ye de diyorum ki gel bu örneği çalış. Ben 5,5 ay önce Sağlık Bakanı'ydım. Sağlık Bakanlığım döneminin rakamlarına göre, Türkiye'de 155 bin Suriyeli anne doğum yaptı. Bu 155 bin Suriyeli anneye gitsinler, tek bir anne benim her yıl 1 milyon 300 bin doğum yapan annemden farklı bir muamele görmüş mü, görmemiş mi ona baksınlar. Yine bu 155 bin Suriyeli bebeğe, benim her yıl 1 milyon 300 bin bebeğimize yaptığımız aşılardan farklı bir aşı yapılmış mı yapılmamış mı ona baksınlar. Şayet insafları ve vicdanları varsa ve adillerse, şayet basın etiği anlamında bir ölçüsü varsa, 155 bin Suriyeli anne ile bebeğini incelesinler. Bunlar Türk vatandaşlarından farklı bir muameleye mi tabi olmuşlar baksınlar. Bırakın farklı muameleyi, Suriyeli anneler pozitif ayrımcılığa tabi tutulduklarını bir görsünler, alabiliyorlarsa birazcık ders alsınlar."

- "20. yüzyılın ezberleriyle 21. yüzyıl yeterince anlaşılmaz"

Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan da AB projelerini önemsediklerini belirterek, hayat boyu öğrenme ve mesleki eğitim konularındaki projelerin kendilerine büyük katkılar sağladığını bildirdi.

Bugün tanıtımını yaptıkları projenin de kendileri için önemine değinen Arslan, bu projeyle sendikal örgütlenmenin ve dolayısıyla toplu iş sözleşmesinin olmadığı yerlerde sosyal diyaloğu geliştirmek istediklerini vurguladı.

Hak-İş olarak işverenleri "Yenilmesi, alt edilmesi gereken rakipler olarak görmediklerini" ifade eden Arslan, konuşmasına şöyle devam etti:

"20. yüzyılın sloganlarıyla, 20. yüzyılın ezberleriyle, 20. yüzyılın sendikal kültürüyle 21. yüzyılı yeterince anlama imkanımızın olmadığını düşünüyorum. Sloganlarla konuşmak yerine, bilimsel verileri esas alarak konuşmak, kavga etmek yerine oturup müzakere etmek, sosyal diyaloğu önemsemek, sorunları çözmek adına meydanlara çıkma konusundaki yeni sendikal yaklaşımlarımızı işletmelerimizde elimizden geldiği kadar yerleştirmeye çalışıyoruz. Tabi ki sokaklarda, meydanlarda olmak, demokratik şekilde özgürlüklerimizi de kullanarak, tepkilerimizi de ortaya koymak son derece anlamlı ve önemli ancak sadece meydanlarla değil, aynı zamanda masalarda da oturup meseleleri çözebilecek iradeyi, bilgi birikimini, tecrübeyi, yeni ufukları bizim elde etmemiz gerekiyor."

MÜSİAD Başkanı Nail Olpak ise projeyle günlük hayatta söylediklerini bir pratik çerçevesinde uygulamaya almayı amaçladıklarını belirtti.

Diyaloğun iki taraflı eylem olduğuna vurgu yapan Olpak, işçi ile işveren arasındaki uyumun hem kalkınmayı hızlandıran bir etken hem de kalkınma düzeyini gösteren bir işaret olduğunu kaydetti.

İş barışının tesis edilmesinin hem işçilerin hem de işverenlerin sorumluluğunda bulunduğunu bildiren Olpak, "MÜSİAD olarak bu noktada bizim bakış açımız, insanın bir kaynak değil bir kıymet olduğu ilkesidir. Bu ilkeden hareketle kurulacak iktisadi bir düzenin daha doğru olduğuna inanıyoruz." diye konuştu.

Projenin açılış programına, AB Türkiye Delegasyonu Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Bölümü Başkanı ve Müsteşarı François Begeot, ilgililer ve çok sayıda davetli katıldı.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.